6 Mayıs 2011 Cuma

Kazdaglari'nda Hidirellez...













Hafta sonunda Kazdaglarindaydik...Hem biraz kafa dinlemek istedik;hem de hidirellezi kutlamak istedik..Hidirellezi kutlamak belki de hayatimda ilk defa kullandigim bir cumle oldu..Ama eskilerden dinlerdik neler yapilirmis Hidir ie Ilyas'in bulusmasini kutlamak icin..Soooyle bir icim giderdi dinlerken;"eskiler ne guzelmis yaa..." deyip bir ic gecirirdim hep..Iste boyle bir duygu vesile oldu Kazdaglari yollarina dusmek icin...Cuma ogleden sonra ciktik yollara..Arkadaslarim ve sevgili Eva!..Hava da bize jest yapti..2 gun gunluk guneslik;piril piril bir hava;bol oksijen ve Muslume Teyze'nin muthis yemekleriyle;bedenimizi;ruhumuzu bir tazeledik ve donduk yine Istanbul'a...Yoga hocam ve arkadasim Basak;yazisinda oyle guzel anlatmis ki kutlamalari bundan sonrasina onun yazisiyla devam etmek istedim:

"Geçtiğimiz hafta sonu Hıdrellez şenlikleri için Kaz Dağları’ndaydım. Dilek tutmak için onca yol gidilir mi demeyin; gidilir. Hem de gidilip ne iyi edilir.

Rahat ve mutlu bir iş hayatım var. Tercihlerime göre belirleyebildiğim çalışma saatlerim, uyandığımda kahvaltı edecek, kendime ayıracak vaktim var. Şımarıklık değil, çok sevdiğiniz bir iş yapıyor olsanız da –ki ben iştahla yapıyorum işimi– zaman zaman uzaklaşmak, rutinin kırılması için gerekli.

Rutinden ritüellere geçiş o yüzden çok kıymetli. Rutin ve ritüel, ikisi de kendi içinde zorunluluk belirtse de ritüelin birleştirici bir yanı var. Biz de bu birleştiriciliğin peşinden gittik Kaz Dağları’na kadar.

Hıdrellez ritüellerine katıldığımız köy Akçay yakınlarında, Türkmen Alevileri’nin yaşadığı Mehmet Alan köyü. Konaklamak için dağın sessiz yamacındaki Hızır Kamp eşsiz bir yer. Aile işletmesi, yemekler bahçeden, içinden Hasan Boğuldu çayının bir kolu geçiyor. Cennet’ten bir köşe.

Cuma akşam geç saatlerde kampa vardığımızda şömine yanmış bizim için şahane yemekler hazırlanmıştı bile. Cuma gece tüm köy bir araya geliyor, ateş yakılıyor, dilekler dileniyor, yemekler yeniyor. Biz bu seremoniyi kaçırdık yazık ki.

Tüm köyün bir araya gelmesi fikri bile biz şehirde yaşayan yalnızlar için garip bir durum. Nasıl yani diye sorduk; bütün köy mü toplanıyor? İstanbul’da on kişi birlikte organizasyon yapmak bile uzun bir hazırlık süreci gerektiriyor, hepimizin başka hayatları, programları, öncelikleri. Ertesi sabah güneşle birlikte şahane bir uykunun ardından düşüyoruz ritüellerin peşine.
Mezarlığa gidiyoruz diyor rehberimiz; şaşırıyoruz.

Biz şehirde mezarlıkların önünden bile korkarak geçeriz diye düşünüyorum. “ Yiyecekler, hediyeler dağıtılır mezarlıkta” diyor, “Almamak ayıptır, ne verilirse almak zorundasınız”. Düşünsenize almamak ve ayıp sözcükleri aynı cümlede telaffuz ediliyor. Kim artık tanımadığı birisine gönülden bir hediye veriyor ki?

Şaşkınlıklardan şaşkınlık beğenemeyerek gidiyoruz mezarlığa.

Ölümden hep korkuyla bahsederiz ya biz, bu insanlar ölümle, ölüleri ile barışıklar. Her aile -sülale de diyebiliriz- kendi yakınlarının olduğu mezarların dibine, etrafını tuğla ile çevirdiği ocaklar kuruyor. Bu ocaklar kahve pişirmek için. Küçük bir mezarlık olmasına karşın ben 9 tane ocak saydım. Her ocağın başında yere serilmiş kilimler üzerinde kadınlı erkekli, çoluklu çocuklu kalabalık gruplar. Yemekler yeniyor, sohbetler ediliyor, kahveler içiliyor. Bir tek fala bakılmıyor. Biz fala bakmayız diyor bir tanesi; Allah’ın işine karışmayız. Ölüm yaşamın içine akıyor, kaybedilenler hatırlanıyor, yaşayanlar için ölmek de yaşamak kadar olağanlaşıyor.
Pazar günü akşamüzeri yola çıkmadan önce dilek ritüeli için tepeye, bir yatıra gidiyoruz. Bilge bir dedenin yatırı burası; tepede, zeytin ağaçlarının ortasında. İnsanlar dualar okuyorlar, yine birlikteler. Yanan onlarca mumun arasından kendimize, umutlarımıza bir yer buluyor, dileklerimizi diliyoruz.

Bu kez maddi dünya bizi her şeyi ile esir alamıyor, ölümle aramızdaki mesafe azalıyor, evler arabalar yerini huzurlu ve sağlıklı yaşam dileklerine bırakıyor..."

Basak Yuksel


http://www.gazetesiz.com.tr/makaleler/basak-yuksel/kazdaginda-hidrellez-120126.html

14 Kasım 2010 Pazar

Aklim Kenya'da kalmisti...:)
































2005 yılında Kenya'ya gittigimda henuz fotograf cekmeye baslamamistim...Fotograf cekmekten keyif aldigimi anlamaya baslamistim ama...Derken zaman gecti:egitimler alindi;makinalar degisti filan derken:aklima dustu tabi yine Kenya!
O kadar guzel bir kultur ki;onu dilegimce fotograflayamadigim icin tekrardan gitmeyi cok cok istiyordum...Benim gibi gonlu fotografda olan bir kac arkadasimla beraber yaptik yine plani;atladik ucaga ve ver elini Kenya!..
Maalesef bu kadar fotograf askiyla giderken;gittigim ilk gunu makinamin bozulmasi bana kotu bir supriz oldu tabi...Ayni gece hastalanmam da ustune eklenince ilk gundan pek de keyifli basladigini soyleyemem gezimin....Neyse ki gelen fotografci arkadaslarimdan birinin yedek makinasi oldugu icin;sonrasinda gezimiz benim icin keyifli bir hale gelmeye basladi...Sansimiz da cok yaver gitti gercekten...Bir seyahatte bu kadar cok seyi bir arada goren yoktur herlade Kenya'ya gidip de...:))
Yaklasik 6 saat suren ucustan sonra;nerdeyse bir 6 saat daha minibus yolculugu sonrasinda Klimanjaro'yla basladi gezimiz...Dagin muhtesem goruntusune karsiydi kaldigimiz yer...Tabi gece cok hastalanmamdan dolayi sabah safarisine katilamadim;ama sonrasinda Oya ile yaptigimiz moda cekimleri cok keyifliydi...
Ardindan lake Nakuru'ya gectik...Gecen gittigmden cok aklimda kalan bir yerdi aslinda..Golun ustu flamingolarla kaplanmis:tepeden inerken pembe gol olarak gordugum Lake nakuru;maalesef yasanan asiri yagis ve seller yuzunden kuslarin gocu sonucu bir avuc flamingo;bir kac da pelikanla kalakalmis...Cok uzulduk bu goruntu karsisinda..Doganin ve dunyamizin geldigi noktaya...Isigin da zaten yeterli olmamasindan cok fotograf cekemedik;ama sabah erkenden gelme karari aldik...Sabah ise tek kelimeyle muhtesemdi...Yine cok az flamingo olmasina ragmen;6'da dogan hafif kizil gunes altinda flamingolarin harika pozlarini yakaladik...Ardindan da maymunlarin sabah sex'i showunu ...Enteresan hayvanlar..;))
Amoseli bize tum goruntuleri sundu...Bir filin ustumuze kosarak gelmesiyle biraz heyecan:zurafalarin saatler suren opusup koklasmalari;yavrusuna avlanmayi ogreten anne cita ve yavru impalayi haklayan yavru cita;buffalo surusunu agina dusurmek icin pusu kuran akilli aslanlar ve aslanlar icin kahvaltida buffalo;ve en muhtesemi tam da hayal ettigim gibi aksam gunesinde bir agacin ustunde uyuyup gerinen bir leopar!Muhtesemdi!...
Kano gezimiz ayri bir keyifti..Timsahlar ve hipopotamlar bizi misafir ettiler bu sefer de...
Tabi gorduklerimiz sadece doga ve hayvanlardan ibaret degildi tabi ki...Masaililer cok candan insanlar...koylerine yaptigimiz seyahatte evlerine konuk olduk;bize rehberlik ettiler;yasamlarini actilar...Fakirlik tabi en ust seviyede ama bi kadar da mutlular insanlar...Once bakinca bir icin uzuluyor sanki;ama sonra iclerine girince temiz hava;dogal yasam;ne giydim derdi olmadan;kahkahalar icinde yasiyolar...Bilemedim ki kim daha sansli..
Cok keyifli bir seyahat oldu gercekten..Haa yetti mi;yooook....Sanirim yolum bir daha gececek oralardan...:))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...